Kayıtlar

Artık Susmak İstemiyorum

İzlemek Yetmiyor Ben de herkes gibiyim… Yıllardır izliyorum, üzülüyorum, öfkeleniyorum. Ama artık susmak istemiyorum. Yangınlar, felaketler, adaletsizlikler… Her seferinde aynı senaryo: yetkili mi, kurum mu, devlet mi… fark etmiyor. Kanunsuz emirler, kraldan çok kralcılar, halkın pasifliği… Herkes suçlu, ama kimse hesap vermiyor. Sessizliğin Bedeli Peki ya halk? Sadece izlemekle, videoya çekmekle, sosyal medyada paylaşmakla yetiniyor. Yetmedi mi? Yeterince bağırmadınız mı? Fark yaratmak isteyen gençlere destek olsaydınız, belki bir şeyler değişirdi. Ama vazgeçtiniz. Sessiz kaldınız. İzlediniz. “Bir şey yapamayız” dediniz. Değişim Bireyde Başlar Oysa değişim bireyde başlar. Kaybetme pahasına bile olsa doğru olanı yapmalısın. Kimse gelip senin için kötülüğü temizlemeyecek. Kimse kurtarmaya gelmeyecek. Bugün sen sadece izliyor, reklam yapıyor, yiyor, içiyorsun… İşte sen de suçlusun. Halkın Gücü Siyaset, yalnızca kendine hizmet edenler için bir oyun alanı olmamalı. Halkın gücü, h...

15 temmuz 2016

biraz da dün ve bugünü değerlendirelim. 15 temmuz 2016 ve 16 temmuz 2016. dün gece ülkemde "darbe girişimi" adı altında askeri kanalların içinde bulunduğu ve bazı hukuksuz oluşuma mal edilen bir hareket vardı. benim için soru işaretleriyle doluydu dün gece. burada istanbul'da sabaha kadar uyuyamadık. çünkü camilerde selalar, havada helikopter ve f16 lar geziyordu. ses bombaları ve gerçek bombalar patlıyor,silah sesleri eksik olmuyordu. bir ara uyumuşum ama önce bir füze ve ardından bomba olduğunu sandığım bir sesle uyandım. belki ses bombası belki gerçek bombaydı emin olmak güç. lakin dün gece ve bugün... bizlerin umutları, güvenleri, güvenlikleri, inançları zedelendi. yine masumlar öldü demeyeceğim çünkü bu bile etkilemiyor bizleri artık. neden? çünkü her gün duyuyoruz ve duyarsızlaşmaya başladık. ve en kötüsü de ne biliyor musunuz? biz de artık birer vahşi olmaya başladık. vahşeti göre göre, yaşaya yaşaya alıştık. biz de onun parçası olduk ki darbeye ha...

dönüşüm

Ne kadan da acemi ve boş kalmış bir blog. çünkü amacı ne kar gütmek ne de başka işe yarar(!) şeyler. amaç işte öyle kafa dağıtmaktı, kendi düşüncelerimizi paylaşalım vs. sonra işler güçler derken. hayatım baya yoluna girdi aslında. işim var düzenim var sevenim var. hani geri dönüp baktığımda hayattan istediğim pek çok şeyin gerçekleştiğini görüyorum. zamanla diğer şeyler de Allah'ın izniyle gerçekleşecek inşallah. ama işte zamanla... beklemek yorucu idi benim için çoğu zaman. herkes için öyledir muhakkak. çünkü beklemek eylemsizliktir. eylemsizlik de çoğu bünyenin kolay kolay yapamayacağı bir şey. tabi eylem gereken yerde eylemsizliği seçmek kolay olacağından o konularda harekete geçmemek istisna tabi.
Durup arkasına bakıyordu şimdi. Ne görüyordu acaba? Mutluluk.? Güven? Huzur? Hayır. Bir sürü hata, bir sürü harcanmışlık ve bir daha asla yerine gelmeyecek olan ölü zaman. Ama insan böyledir. Hep ümit eder, bekler, olacak bir şeyler değişecek sanır. Ama değişmez.  Kimse değişmez. O beklemişti aslında, zamanla olacak sanmıştı. Her yeni hayal kırıklığında belki olur demişti.  Aslında kendini kandırmıştı. Oysa ki beklediği basitti. Biraz özen, biraz güven, biraz da sorumluluktu tek istediği.  Fakat çok zormuş bunları sağlamak. Yani bu zamanda adam olmak zormuş çünkü. Etraf adam görünümlü tembel, kendini bilmez, umarsız erkek müsvetteleri ile doluymuş. Kendine bile yararı dokunmayan birinin iyiye gitmesini beklemek optimistliğin b*kunu çıkarmak imiş ama zamanında anlayamamış. Her neyse çok uzatmadan sadede gelmeli. Adam kadın istiyorsa karşısında, bir sorun olduğunu düşünüyorsa bu kadında önce adamlığını sorgulasın derim. Zira bırakın kadını insanı insanlığında...

Aynanın Önüne Bırakılmış..

Neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun çünkü bir şeyler değişiyor içinde kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde yabancılığı öğreniyorsun gece söndürür hayalet olmaya yetmeyenlerin ışığını güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var çünkü haksız olduğunu kalbinin bir yerinde biliyorsun gündüzün kepenklerinde duyduğun güven, çelimsiz gölgelerin fısıldadığı küçük sırlarla büyüyorsun zamanın ve aynanın önüne bırakılmış kısa bir mektup bu belki çok sonra anlayacaksın içindekileri ama şimdi okuyorsun. Murathan Mungan

Edgar Allan Poe - Şeytanla Asla Kafan Üzerine Bahse Girme

Evet, o zavallı köpeğin tekiydi ve köpek gibi öldü; ama kötü yönlerinin sorumlusu kendisi değildi. Bunlar annesinin suçuydu. Annesi onu çocukken elinden geldiğince kırbaçladı - çünkü o aklı başında hanımefendi görevlerini yapmaktan hep haz duyardı ve bebekler de tıpkı sert biftekler ya da çağdaş yunan zeytin ağaçları gibi dövülmelidir -. Ama zavallı kadının solak olmak gibi bir talihsizliği vardı! Bir çocuğu sol elinizle dövecekseniz hiç dövmeyin daha iyi. Dünya sağdan sola döner. Bir bebeği soldan sağa kırbaçlamak olmaz. Eğer doğru yönde vurulan her darbe çocuğun içindeki bir kötülük eğilimini dışarı atıyorsa, bu mantığa göre zıt yönde vurulan her darbenin de içine bir kötülük sokması gerekir.

Bileyi Taşı - Sokrates

Zenginliği ve asaleti bir şeref alameti olarak görmeyen Sokrates'e biri sorar : "Sen herkese konuşma sanatını öğretiyorsun da kendin neden iyi bir hatip değilsin?" "Ziyanı yok" der Sokrates," bileyi taşları da kendi kendilerine kesmezler, fakat kaba demirleri keskin yapabilirler."